13 Kasım 2009 Cuma

Çok Zahmetli Değil!

Her şey ne kadar üşüdüğüne bağlı. Bir de ne kadar gururlu olduğuna. Ne kadar sabırlı olduğuna ve ne kadar mutsuz olduğuna. Çok zahmetli değil yani.

Yeterince gururluysan, babanın seni on iki yaşındayken soktuğu Kapalı Çarşı'dan on üç yaşında kaçarsın. Çırağı olduğun adam seni bir yıl boyunca siker. Bazen misafirlerine siktirir, ikram olsun diye. Bazen de başka bir çırağa siktirir, sırf ikinizin sikişmenizi izlemek için. Ve bir yıl sikildikten sonra "Artık yeter" dersin. Bir yıl boyunca korku elini kolunu bağlamış ve dişlerini sıkmanı sağlamıştır.

Bir gün o malum an gelir ve patronunun zulasındaki kokain poşetine fare zehrini katar ve bir daha da işe gitmezsin. Yeterince gururluysan bunu yaparsın.

Tabii bunu yaparken babanın seni her gördüğü yerde öldürecekmiş gibi dövmesini göze alırsın.

Tabii akranın olan meslektaşların bir süre daha kendilerini siktirirler ve kalfalık mertebesine yükselirler. Bir daha kimse onları sikemeyecektir. Götlerini kurtardıkları gibi geleceklerini de kurtarmışlardır. Bugün kendini siktirmeye sabredemeyen sen çamurlu yollar ve çıplak toprakla çevrili bir gecekondu mahallesinde yaşarken, onların nezih semtlerde villaları, sürekli aldattıkları, bolca saç boyası ve estetik ameliyatla Slav kadınlarına benzetilmeye çalışılmış doğulu eşleri ve düzenli olarak dövdükleri sosyetik çocukları vardır.

Yeterince mutsuzsan birçok şeyi umursamamaya başlarsın. Çökmüş yüzünde her zaman -kelimenin tam anlamıyla- kirli sakalın yayılmıştır. Elbiselerin hırpanidir. Ayakkabıların delik ve çamurlu. Erken beyazlamış saçların keçeleşir. Sararmış tırnakların kir dolu, ellerin çatlak çatlaktır. Omuzların düşer, boynun uzar. Hiçbir zaman düzenli bir işin olmaz. Hiçbir zaman düzenli bir maaşın olmaz. Çalışmadığın günler kahveye gider ve sekiz saat boyunca oradan çıkmazsın. Sadece bir çay içer, onu da hesaba yazdırırsın. Dünyayı sırtında taşıyan Atlas o yükünün altında nasıl eziliyorsa, sen de öyle ezilirsin. Ve bu durumu umursamazsın.

Eski, yıpranmış ve beyaz boyasının büyük çoğunluğu dökülmüş kemerinin sıska, kemikli beline bol geldiğini fark edersin. Kemere yeni bir delik açarken aynı anda da açlıktan ölmek için ne kadar daha aç kalmak gerektiğini düşünürsün. Ama kafandan bunlar geçerken tüylerin kalkmaz, soğuk terler dökmezsin ve kesinlikle panik yapmazsın. Kemere bir delik daha açar ve pantolonunun üzerinden beline dolarsın. Sonra öylece durursun. Gözlerin boşluktaki herhangi bir noktaya herhangi bir süre boyunca kilitlenir. Ve yaşamaya devam edersin.

Ama bir gün o malum an gelir ve sürekli kapını aşındıran alacaklıları, gözünün önünde eriyip giden karını, sadece Ramazan bayramlarında şeker yiyebilen çocuğunu umursamamaya başlarsın. Yeterince mutsuzsan bunu yaparsın.

Tabii bunu yaparken her geçen gün daha mutsuz ve dolayısıyla daha umursamaz olursun.

Bir de bütün bunların farkında olup, bir saniye daha yaşamaya karar vermek için fazlasıyla sabır olmalı insanda.

Sonra kış gelir. Alabildiğin kadar kömür ve odun alırsın. Karın sabah evden çıkar ve çamurlu yokuşlardan, mahallenin kurulduğu tepenin en üst noktasına kadar tırmanır. Çalı çırpı toplamak için. Boş bir tahta kasa için kendisiyle aynı kaderi paylaşan kadınlarla, saç saça kavga eder. Veya süpürülmemiş kömür tozu için. Bunları yapmak zorunda çünkü her zaman minimum kömürle, maksimum seviyede ısınmak zorundasınız. Bu yüzden kömür hariç yakabildiğin ne varsa önce onları sobaya atarsın.

Bu arada sen sürekli sigara içerek ısındığını varsayarsın. Karın ve çocuğun sahip oldukları üç beş kıyafeti de aynı anda giyerler. Sonra çocuğun gelir ve sobaya biraz daha kömür atman için yalvarır. Önce suratına tokat atar, sonra pişman olup koynuna alırsın. Kışı atlatmanız için tutumlu olmanız gerektiğini anlatmak istersin ama anlamayacağını bilirsin. Sarıyla siyah arasında gidip gelen saçlarını öpmekle yetinirsin. Sen küçük ayaklarını ovarak onu ısıtmaya çalışırken, oğlun kucağında titrer ve sessizce ağlar. Sonra hasta olur. Sonra ölür. Sonra onu gömersin.

Çok zahmetli değil anlayacağın... Hava yeterince soğuksa, buna bile katlanırsın.

4 yorum:

sarya dedi ki...

Bir gün hikayenin sessiz kahramanıda ölecek... söyleyemediği içinde yaşayan her şey onunla birlikte ölecek, ve zaman akıp gitmeyi sürdürecek...

sarya dedi ki...

Sıcak çayını yudumlarken farkında olmadan gözlerinden yaş süzülür, hikaye öyle eytkileyici ki bu çok zor değil, ağlarsın.

Taylan dedi ki...

eyvallah.

Shere Khan dedi ki...

tekrar tekrar okuyorum. sen hikaye yazma abi. her gün tekrar kendimizi kandırmamızı zorlaştırıyorsun. sabun köpüğü hayatımızı kirletiyorsun, çıplak ve iğrenç gerçekler yapay tatlandırıcılı ağız tadımızı bozuyor. ve kelimenin tam anlamıyla çok güzel yazıyorsun.

Yorum Gönder